21 Nisan 2014 Pazartesi

Zamanın Birinde

Size bir hikaye anlatacağım. Uzun bir hikaye... Sonu mutlu bitmeyen bir hikaye. Abartının, hayal gücünün olmadığı, sadece gerçeklerin ve yalnızlığın hikayesini.

Zamanın birinde, insanların sosyal ağlardan değilde akşamları dizi izlemeye gittikleri zamanlarda, aralık ayının belkide en soğuk gününde, öğleye doğru dünyaya gelmiş bir oğlanın hikayesi. Ailenin dördüncü ve son ferdi olarak katılmış olup, son olmasının verdiği ve birde oğlan olması sebebiyle şımarık bir çocuk olarak yetişmiştir.

Çocukların bilye almak için eski demir sattığı zamanlarda, topaç çeviren nesillerin son tanıklarının, res mi tas mı diyen , el bastı deyip sokaklar boyunca kovalanan, mahalle maçlarının vazgeçilmez 11 de yer alan, ip atlamanın neden eğlenceli olduğunu çözemeyen, okulda "önümüze gelene bin tekme" diyip üst sınıflardan dayak yiyen, bisikletin tekerini kaydırarak kızlara hava atan, futbolcu çıkartmalarını hiç tamamlayamayan, barbi bebeklerinin bacaklarını ayırıp ablasıyla kavga eden, kendisinin leylerin getirdiğine inanan, dirseklerinde yaraları eksik olmayan, murat kekili kaseti dinleyen,  küçük askerlerden savaş yapıp kendi kendini yenen, küçükken ne olacaksın sorusuna pilot diyen, bir kilo demir mi ağır ? Bir kilo pamuk mu sorusuna ikiside aynı diyen ve kendisinin zeki olduğuna inanan, beden dersinde matematik gören, ilk aşkına açılamayan ve sevdiği kızı bir çocuk kalbinin de sevdiğini öğrenip başını öne eğen, kazı kazanda hep sakız çıkan bir çoçuğun hikayesi bu. Çocukluğunu dolu dizgin geçiren bir oğlanın lise de kendini fark etmesi elbette ki sanıldığı kadar kolay olmamıştır.

Liseyi meslek lisesinde geçiren, 4 yıllık öğrenim hayatını dolu dolu yaşan, erkeklerin kız olmadığı için sınıflarında hiç kız konusunda birbirini satmadığı, bir çikolatayı on kişiye yettiği, kardeşliğin, arkadaşlığın ne demek olduğunu anladığı, hayat denilen çetrefilli kavganın çalışılmadan kazanılmadığını, ve bunun asla yapılmadığı, derslerin mat-fen den ibaret olmadığını, birinci gelmek için değil öğrenilmek ve zevk alınmak için derslere girdiği, ilk sigaralarının dumanlarının tütdüğü, erkek olmakla çocuk olmak arasında gidip gelindiği, okul çıkışı kavgalarının rutin bir hal aldığı, gel sana bir çay ısmarlayayım sözünün yeni yeni anlamlandığı, her türlü araç gereçin kopya için kullanılacağının keşfedildiği, eline tornavida bile alamayan bir insanın harikalar yaratabileceğini, sahte karne basılarak paranın dibine vurulabileceğini, kendi ödül törenine bile geç kalınabileceğini, son sınıfta saltanat kurup padişah gibi yaşanabileceği, her günü gülerek geçildiği zamanlardı onlar. O zamanlar ki bizi olgunlaştıran, dostluk kavramının, kardeşlik kavramının gerçek anlamlarını öğretenler. İşte onlar o zamanlar.

Kendi kendini yeni yeni tanımayı başladığı  zamanlarda oldu. İnsanların birbirlerine benzediğini anladığı an farklı olmayı seçti. Farklı düşünen, farklı hayalleri olan, farklı inançları sahiplendi. Onlarda farklı olmayı seçti. Farklı şekilde sevdi. Farklı şekilde aşık oldu. İnsanların aşk dediği üç harfli kelimenin ağırlığını herkesten farklı yaşadı. Buna sevdiği insanlar bile inanmadı. Platonik aşkların parmakla gösterileni olma yolunda hızla ilerledi. Şiirle ilgilenmeye başladı. Artık ister istemeden farklı şeyler sevmeye başladı. Yazılar yazmaya başladı, şiirler yazmaya başladı. Başta alay ettiler. Ama bırakmadı yazmayı. Bu onu daha da yazmaya itiyordu. Çünkü farklıydı onlardan. Farklı bakıyordu dünyaya. İnsanlara bakarken bile farklı şeyler görüyordu yüzlerinde. Her kırışıklığın bir deneyimine ait olduğunu görebiliyordu. Allah'a inancı bile farklılaştı sıradan olanlara inat. Sevmesi, unutması bile farklıydı. Yaşama tarzı her şeyi ile farklıydı. Sonra...

Farklı olmanın yalnız olmak olduğunu anladı. Oysa o yalnız değil farklı olmak istiyordu. Ama yalnız kaldı. Hiç bir şey tatmin etmemeye başladı. Sıradan insanlara bakarak nasıl mutlu olduklarına inanamıyordu. Aşk kavramı bile sıradan iliklerin yerini almış. İnandığı aşkı bulamıyordu. Bulduğunda ise karşıda ki farklı olduğunu kabul etmiyor ve gidiyordu. Hep böyle oldu. İnsanlara ben farklıyım dediklerinde aslında diğerleri gibisin diye karşılık alıyordu. Farklı olmaya çalıştıkça kaybediyordu. Yavaş yavaş inandığı şeyler dahi terk etmeye başladı. İlk önce inandığı aşk gitti. Sonra güvendiği kişiler. Daha sonra kurduğu hayaller. En son bin bir güçlükle meydana getirdiği umutlar. Yavaş yavaş her şey gidiyordu ellerinden. Allah'a olan inancı bile sorgulamaya başladı. Ve sonunda gerçekten yalnız kaldı. Farklı olmak istemişti sadece yalnız olmak değil.

Hayatımın hatasını farklı olmak istemekle yaptım. Ve oldum ama yalnız kaldım. Etrafınızda arkadaşlarınız olabilir ama inanın hiç biri yüreğinizde ki boşluğu dolduramıyor. Ve görüyorum ki çoğu insan keşke yalnız olsam diye yakınıyorlar. Bilmiyorlar. Vallahi billahi iyi değil. Etrafınızda ki insanların kıymetini bilin. Yalnız olmak iyi değil. Şimdi ben elimde sigara, yaptığım hataların pişmanlığı içinde pencerelerden insanlara bakıyorum. Yanımda ki boş koltukların soğuklukları ile mücadele ediyorum. Aşık olduğum insanların yanımda geçerken mutlu olduklarını görüyor ve içten içe ağlıyorum. Siz siz olun benim gibi yapmayın. Okuyun ve söylediklerime inanın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder