Harbiden unutmak diye bir şey yokmuş. Sadece cümlelerden bildiğimiz bu gerçek, canlı kanlı haliyle olunca çok daha ağır oluyor. Unutmak yok alışmak var demiş şair. İnsan unuttu sanıyor ama sadece üzerine zaman denilen ince bir toz örtüsünü kaplıyor. Bunun adına da unutmak diyor. Ansızın geri teperse o ağrı. Öyle bir esiyor ki yüreğinize, o toz örtüsü anında dağılıveriyor. Kanama başlıyor yüreğiniz. Nefesiniz ciğerlerinize yetmiyor. Ayaklarınızın bağı çözülüveriyor. Ayakta zor yürür hale geliyorsunuz. Ama çok gariptir ki bir rahatlama geliyor. Sanki çorak bir toprağa düşen ilk yağmur damlası gibi iyi geliyor yüreğinize. Bir yanınız kanarken, diğer yanınız sanki tamir ediliyor. Sonra elinizden hiç bir şeyin gelmediğini bildiğinizden. Kilit vuruyorsunuz yüreğinize. Kendi kendinizi hapsediyorsunuz kendi yüreğinize. İşte buna çaresizlik deniyor. Her şeyi göze alarak, kaybetmeyi, başkasına yar olabilme düşüncesine bile eyvallah diyip kilit o yüreğine. Yapılması gereken tek şey bu çünkü. Tek bir şey bırakıyorsun kilitli yüreğin ardında. Belki ilerde... Şimdi değil ama belki ilerde...
İşte bu yüreğinizi canlı tutuyor. Umut ekiyorsunuz yüreğinize, çölleşmesin diye hayalleriniz. Arada bir açalı veriyor işte. Ben hala buradayım diyor. Ne kadar saklasan da beni. Ben hala buradayım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder